25 Haziran 2010 Cuma

Aşk-ı Memnu

Gaayet keyifli devam eden bir abaza muhabbetinin en salya sümük noktasında "olm, alalım biralarımızı; senin evde Aşk-ı Memnu seyredelim bu akşam" ı da işittim ya.... Artık kolay kolay hiç birşeye dumur olmaz bu bünye diye tahmin ediyorum..

Erkek erkeğe akşam eve tıkılıp; göbek kaşıma ve fıçı bira konseptiyle Aşk-ı Memnu seyredecekmişiz.... abooo diyorum... just; aboooo...

Duru Olun!!

Soldaki kız gayet sıradan, asla marjinal dikkat çekmeyen, kendi halinde Amerika'lı bir gardiyan... Açılıp saçılacağı tutmuş; gitmiş Playboy'a poz vermiş... Saçlar, makyajlar, şuh bakışlar... Sexi olmuş yani... Daha bir albenili olmuş... Güya......


Anlamıyorum insanların göz zevkini.. 300 defa sor Öküz'e; 300'ünde de soldaki fotoğrafı işaret eder(hatta dibi düşer).. Ne kadar duru, ne kadar güzel, ne kadar...(iç ses: oyşşş!) öyle değil mi ilk fotoğraf?

Ne diye b.k edersiniz ki yüzünüzü/duruşunuzu! Sağdaki ablayla sokakta yürümeye utanır Öküz.. Şampanya tokuşturulur, yahut eve kapatılır o anca.. Gün yüzü gösterilmeden, allah ne verdiyse artık.... İyi olduğundan değil(dikkat et.. kilit nokta burada).... matah olduğundan değil; başka şeye yaramayacağını düşündürttüğünden..

Yalnız da değil üstelik; çok var bu kadınlardan.. Ha diyorsanız ki, "looserlar gibi yaşamayacağım! en yakışıklı, en daşş kucakları ben tecrübe etmeliyim!! en kaliteli şampanyayı ben içeceğim! memeye meme demeyeceğim ulaynn!" .... E özür dilerim ama: Öküz bırakın o şuh pozları, "yapay duruyor" diye güneş gözlüğü dahi takmadı şu yaşına kadar; lakin, pek çoğunuza toz yutturur o mevzuda.. Yani, meselenin şuh olmakla/yapay olmakla alakası olduğunu hiç sanmıyorum..

Örneğin makyaj = albeni, değildir... Sokun şunu kafanıza... Kusurları gizler/kamufle eder/mevcudu belirginleştirir falan fıstık... hepsi o...

Bak o kıza.... cillop gibi bebe teni; olmuş sana katana.... Kimisinde mevcut, "kabul edilebilir" hale gelir.. kimisindeyse, 3 kuruşluk hazır sermaye de b.k olur gider... herkeste bir etki yaratmıyorki bu meled...

Bikini gibi... Zayıfsan.. güzelse vücudun, misss.. peki ya dombiliye çeyrek kala bir durumdan bahsediyorsak? fırtfırlı olsun mesela kenarlarıda:) Offff... Yorum yapmayacağım izninizle:) Yakışmıyor işte herkese...

Ne olur biraz daha DURU olun.... Leila'da ki delikanlıların gözü göz de, Öküz'ün ki başka şey mi? El insaf.. Biraz da benim gözüm gönlüm açılsın... Boca etmeyin şu parfümleri, fiziken yahut karakter olarak Ayşe'yi Fatma yapan kıyafetler giymeyin, az biraz daha az makyaj yapıverin... Duru olun lan!

Not1: Şimdi memleketim tembel kadınları; "hıh bak, duru olmak lazımmış.. hadi serelim!!"... çıkarımı yapar... Fırsat vermemek lazım onlara... Duru = Mevcut altyapının iyi olduğu varsayımıyla makbul bir şey.. Altyapıya yatırım yapmak, kadın olmak, temiz olmak, bakımlı olmak, kilolu olmamak, adam olmak; ve aç erkeklerin "hayatımda gördüğüm en güzel kadınsın" iltifatlarına aldanmadan, aynaya daha sık bakmak, makyaj gibi halı altına süpürme yöntemlerinden çok, bu yazdıklarımın benzeri daha kalıcı, miss yöntemlere yönelmek lazım..

Not2: Söylendim o kadar, ama.... Rujun tadı, ojenin kokusu gibi iç gıdıklayan da pek az şey vardır... çaktırmayın :P

Not3: Anlıyorum... Ne kadar makyaj/şatafat == okka zengin koca... Da.... Ağlamayın işte sonra "bu adam beni niye terketti, niye boynuzladı" falan diye... Siz o aynadaki değilsiniz ki..

22 Haziran 2010 Salı

Silkelenmek istiyorum..

300 Küsur takipçi olmuş; fazlalıklar battı demek.. Silkelenmek istiyorum izninizle...

Saat 4:30-5gibi, sayıklaya sayıklaya uyandım bu sabah.. Tıpkı blogdaki üslup ile birilerine kızıyor, durmaksızın kendini savunuyor/laf yetiştiriyordu bünye...

Kalktım... Bilgisayarı açtım...

En sonda söyleyeceğimi şimdi söyleyeyim... Ki niyet yerini bulsun; fazlalıklar sirkelensin... Zira pek çok okurun -özellikle panter emine ve ultra bencil bakışın aynı vücutta zuhur etmişlerin-, derhal blogla ilişiklerini keseceğini; ağzlarından köpükler saça saça Öküz'e laf sokacaklarını yakiinen biliyorum..

"X sene kadar önce kedilerimi sokağa bıraktım ben.." (kovana çomak sokayım hatta: tüm ömürleri evde geçmiş, 12-13 aylık 2 kedi.. )

Şimdiiiii... Fazlalıklar sirkelensin; küfürlerini etsin... Diğerleri, son satıra kadar okusun lütfen(üşenmeyin)....

X-1 Sene önceye geri dönüyoruz... Öküz fellik fellik yavru kedi arıyor evinde bakabilmek için. İmkanlarını biliyor; beklentilerini biliyor; neleri yapıp/neleri yapamayacağını biliyor... Lakin, iş gerçeğe binmediği için hep bir tereddüt var içerisinde.. O sebeple hem ağzından düşürmüyor kedi istediğini.. Hem de her fırsatta geçiştiriyor olasılıkları...

Velhasıl, bu iki arada bir derede süreç öyle çok da uzun sürmedi bir şekilde.. İş güzar bir arkadaş, elinde koca bir koli, çat kapı soluğu Öküz'de aldı bir sabah.. İçerisinde 1,5-2 aylık birbirinden güzel 2 yavru kedi olan, genişçe bir koli...

Salonun ortasına salıp; "bizim tükkanın orada buldum bunları.. Anneleri yok.. Ezilecek/öleceklerdi.... Seç birini......" dedi....

E anam nasıl seçeyim.. 2si de birbirinden güzel... Artı, nasıl bir vicdanla sana "cık.. bunun rengini beğenmedim... at bunu sokağa/ölürse ölsün" diyeyim.....

"Kalsın ikisi de" dedim mecburen... Çevrede tonla kedi delisi var nasılsa... Huylarını suylarını biraz takip edip; bir süre sonra, bünyeye yakın hissettiğimi kendime alır... diğerini de bu kedici dostlardan birine, yahut barınağa/veterinere falan veririm diye düşündüm...

Olmuyormuş işte öyle... Eve giren kedi, bir daha çıkmıyormuş... Gözünün içine bakan el kadar şeyi, nereye bırakıyorsun?

Öküz evcimen bir şey... Kendi evi de olmasına karşın; haftanın 3 akşamını iki adım mesafedeki anne evinde geçirir.. Bu durumun çok da sorun olmayacağını düşündüm hep; zira genel durum çok hoş olmasa da, arada bir 24 saat yalnız kalmakla hemen hiç bir kedi ölmezdi.. Sıkılmaması için tonla oyuncak da alırdım hem ona.....

Ama bu, "biri ultra yaramaz/2 kedi olasılığını" hiç hesap etmemiştim... Uslu ve tek bir kediydi benim aklımdan geçen/planladığım/şartlarım itibariyle bakabileceğime inandığım/istediğim... Tıpkı yavrulardan "tekir" olanı gibi... Diğerine hemen hiç ısınamamıştım zaten... Tekire kıyasla hep daha yaramaz, daha çekingen, daha soğuk birşeydi o..

Her neyse... Demem şu ki; tüm planlarını tek kedi üzerine kurmuş Öküz için, beklenmedik bir durumdu işte...

24 saatin sonunda karşılaştığım savaş alanı manzarası mı desem; çok düzenli fırçalayamadığım ve evin içinde çok düzenli temizlik yapamadığım için X2 kat tüy mü desem(tek kedinin olası tüyünü göğüslemeye hazırdım); X2 kat b.k/çiş mi desem... evin(home ofis) içine sinen ağır koku mu desem..

Kediler irileştikçe, bir şekilde "eziyet" olmaya başladı durum...

Şimdi diyeceksiniz "benim de 2 kedim var... Hiç de öyle eziyetlik bir durum söz konusu değil"... Öyle olmuyor işte.. 1-herkesin çiş/bok/tüy/koku hususunda katlanabileceği "eşik" farklı.... 2-herkesin şartları farklı: home ofis.. yani "kime ne benim kirimden/dağınıklığımdan" deme lüksüm; 2 kediyi idare edebilecek imkanlarım yok... Evinde 2 kedi besleyenlerin muzdarip olduğu X2 pisilik problemini, düzenli homeofiste durmadığım için X10 şiddetinde hissediliyordum(2 kediye ait tuvalet kumunun 24 saat değişmediğini hayal edin). Daha önce köpek de beslediğim için, az buçuk bilirim pislik problemini... Buna hazırdım/razıydım... Lakin dedim ya, "tüm planlar tek kedi üzerineydi". 3- Kedilerden bir tanesi, evde yalnız bırakılamayacak ölçüde yaramazdı... vs vs...

Benzer sebeplerledir ki, eve geldikleri ilk günden itibaren, olası çözüm yolları üzerine kafa yormaya başladım..
"2 kedi istemediğimden tereddütsüz emin olsam da; kardeşleri birbirinden ayırmak mevzu bahis olunca, içime sinen çözüme bir türlü ulaşamıyordum... Öyle ya; hayvanlar bütün gün alt alta üst üste/ömürleri birbirlerine sarılarak geçmiş... nasıl ayıracaktım ki onları?

Akla gelen tüm forumlara ilanlar bırakıldı... Facebook gruplarına yazıldı... dergilere fotoğraflar yollandı... eşe dosta "ölümü ye" ısrarları yapıldı... veterinerlerle, barınaklarla konuşuldu..

Netice değişmedi.. Hiç bir özelliği olmayan, 2 sokak kedisi.... Üstelik artık 2 aylık da değiller; karakterleri oturmaya başlamış...

Ne o "aaaa.. deli misin, biz yardımcı oluruz sana.. al tabi... olmadı, bana bırakırsın.. buluruz yuva" diyen panter emine dostlar kaldı(ki eminim şimdi de pek çoğunuz içinden geçirmiştir 'ben bakardım/yardımcı olurdum' diye.. bu insanların suratına sağlam bir yumruk atmak istiyorum izninizle.. zira kimlere/ne kadar süre/nasıl yalvardım vakti zamanında; yahut iş ciddiye binince nasıl toz oldu bu insanlar, bir ben bilirim).... Ne de o internet forumlarının uçsuz bucaksız imkanları(cevap bile yazılmadı) / o ultra hayvan sevgisi taşıyanların sonsuz gönülleri(yardım edip yol gösteseydiniz/omuzlardaki yükü 2gr haffiletseydiniz bari)...

Veterinerler açık sözlü bak: "abi cins kedi olsalar, bir şekilde deneriz.. ama; bu kedileri kimse almaz.. üstelik 2 aylık da değiller artık... benim de elimde kalır.. o yüzden alamam/barınağa ver"("şu veterinere getirseydin; alırdı o" diyenlere de kafa atmak istiyorum; zira tahmininizden çok daha fazla veterinerle konuştum bu mevzuyu)....

Barınaklar altta kalır mı? onlar daha da açık sözlü: "abicim biz de 2-3 hafta burada bakıp sokağa salıyoruz zaten.. hem, bu 2 hafta zarfında psikolojileri çok bozulur; fazla köpek var burada.. en iyisi, sal gitsin!"....

Şaka gibi.. Zira belediyenin veterineri dahi yardımcı olamayacağını söylemiş(ulan almıyorsun; bari yol göster!); ve hatta kısırlaştırma mevzu bahis olunca 100 küsur lira para istemişti kedi başına... Ağrıma gitti...

Aylar geçti işte bir şekilde... Çözüm arıyordum güya.... Ben sonuca ulaşamadıkça, takvim de inadına hızlı ilerledi mübarek....

İstanbul'daki bütün veterinerlere/petshoplara gitmedim elbet; ama ilgili belki 20 yer dolaştım tek tek... Yok da yok.... Kucağıma bırakılıp kaçılan 2 masum kedi; oldu başa en büyük sinir stress kaynağı...

Zamanım daralıyordu... Zira kediler kızıştı mı, öyle bizdeki gibi "aman bu benim hemcinsim, yapmayayım", "aman bu benim gardeşim" falan demiyor... Direkt dalıyor......

2'siyle baş edemez, tek kediye dahi yuva bulamazken... 12 kediyi, mümkünse hayal dahi etmek istemiyordum.....

Gel zaman git zaman; o baştaki 100 kedi dostundan yalnızca 1 kişi(kuzen) kaldı.... Tüm olasılıklar değerlendirildi... Olası en uygun senaryo hazırlandı...

Bilen bilir: Moda'nın ara sokakaları kedi cennetidir.. Hemen her kapının önünde ya bir kap su, ya da kuru mama bulunur... Yani Moda kedilerinin yemek bulamama gibi bir problemleri kolay kolay olamaz .. En fazla 3-5 tecavüze uğrarlar.... 3-5 Alfa kediye boyun eğmek zorunda kalıp, sopa yerler... O kadar.. İşlek ana caddeler olmadığı için, ezilme tehlikesi de pek yok...

Üstelik, kuzenin tükkanı orada.... kapının önünde gayet de güzel göz kulak olabilirdi onlara..

Uzun süren planlama sürecinin arından; x bir gece, lanet plan sahneye kondu... Kedicikler bahsi geçen tükkanın önündeki bir koliye, yanlarında sabaha kadar fazla fazla yetecek yemekle birlikte bırakıldı....

Olan oldu... bir süre takip edildiler... sonra.......... kayboldular ortalıktan....

Ha diyeceksiniz "neden kısırlaştırmadın?"
Bunu da şöyle açıklayayım: Kediler için sokakta yaşamanın bir zulüm olduğunu düşünmüyorum öncelikle.. Bu şeye benziyor; evde aslan besleyen birini düşünün.. Hergün saçlarını falan tarasın aslanının.. Kuru mamalarla beslesin... Parfümler sıksın... Sonra, doğada yaşayan aslanların şartlarına üzülsün.... Onun gibi...

Artı, her canlının anne-baba olma, sex yapma hakkı olduğuna.. En azından bunu 1 kez tatmaları gerektiğine/ buna doğuştan hakları olduğuna inanıyorum(45. kez pörtleyen kediye elbette sözüm yok. ama her canlı, en en azından 1 kez yaşayabilmekli o duyguları.. 2 yaşından, yahut 1 ilişkilerinden sonra kısırlaştırıverin!)..

Ben yapamadım işte...

Pişman mıyım? Hayır... x sene öncesine geri dönüp aynı şeyleri yaşasam, yine aynı kararları alırdım..
Üzgün müyüm? Hem de çok... Pişman değilim belki ama; "keşke böyle olmasaydı" şeklinde hayatımın en büyük vicdan azaplarından biridir..

Bu, "adam öldürmeye" benziyor..
Şeklen bakınca "ouuuu!!!! kaatilll!!!! havada karada allah belanı versin pis küpek!!!" gibi; öyle değil mi?

Değil işte... hayat çok entresan.. öyle şartlar çıkartabiliyor ki karşınıza; 3 gün önce söylediğiniz şeyi şapır şupur yalattırabiliyor insana... Şimdi bir düşünün: elinizde 30kg'lık bir testi(??) var.. ve bir at hırsızının kız kardeşinize tecavüz ettiğini gördünüz(tööbe tööbe.. örneğe bak!... evlerden ırak aman)... Hanginiz adamın kafasına geçirmez eldeki testiyi?

Aha işte katil oldunuz? Değişti mi karakter? Kötü mü oldunuz bir anda?

Ne çok seviyoruz "acaba nedir sebepleri/şartlar neydi/haklı gerekçekeri olabilir mi?" diye sorgulamadan yermeyi....
Ne çok seviyoruz karalamayı... laf sokmayı... rencide etmeyi...

9 Buçuk olmuş zaten saat... bok ettim bütün geceyi.. tonla iş var güya bugün... anca bitti yazı...

Herneyse... özet yapacağım izninizle: "Öüüüüü.. pis hayvan Öküz!... nasıl bırakırsın kedilerini sokağa!" diyenler, hani amerikanolar diyor ya "go, f.ck yourself" diye.... Hıh işte aynen ondan işte... "gidin kendinizi becerin"....

Şimdi uyumam lazım biraz izninizle..

19 Haziran 2010 Cumartesi

Salaklıklarım 5

Zenci fantazisi olup; özenle organize ettiği sevişmeyi yarı loş/karanlık ortamda yapma ördekliğini Öküz'den başkaları da göstebilir, öyle değil mi? Yani, tek salak ben değilimdir herhalde; öyle umuyorum en azından..

Her şey iyi hoştu da; "zenci kadın/karanlık oda" kontrast farkını hesaba katmamışım işte... Hemen hiç bir şey hatırlamıyorum yahu.. Rüyada yapmışım gibi.. Ne anladım ki ben bu işten? !!

Salaklıklarım 1: http://okuzunondegideni.blogspot.com/2009/03/salaklklarm-bolum-1.html
Salaklıklarım 2: http://okuzunondegideni.blogspot.com/2009/03/duduklu-tencereler-salaklklarm-bolum-2.html
Salaklıklarım 3: http://okuzunondegideni.blogspot.com/2009/09/salaklklarm-2.html
Salaklıklarım 4: http://okuzunondegideni.blogspot.com/2010/01/salaklklarm-4.html