
Mademoiselle'in yazdıklarını okuyunca, eski defterleri karıştırasım, aşık olduğum ilk kadını ve ilk büyük salaklığımı anlatasım geldi....
[blur efekti.. ekranı pusluyoruz.. ve klasik gitarda flamenko parmaklar sanırım; bir de ondan.... "bılıdırıdırıınnn"....]
aaa pardon... ilk kalbin güpgüp olduğu hanım ilkokul arkadaşımdı.
Aynı sınıftaydık; ama o sınıfın prensesi, bense kir-pas içinde, çakma ninja tadında, zil sesiyle deliler gibi top sahasına koşturan haşarı delikanlısı olduğum için, ayrı dünyalarda gibiydik. 5 sene boyuca iki çift laf etmedik.. Dahası, hapşırığın ardından birbirimize "çok yaşa" demişliğimizin dahi olduğunu sanmıyorum.
Uzaktan uzaktan bakardım.... Sarı, ipek misali saçları vardı... Barbie bebeklerinki gibi.
Tek ortak anımız, son sınıfta hocanın ikimizi tahtaya çağırıp kafalarımızı birbirine tokuşturmasıydı.. Düşünsenize, bir tarafta ömründe ilk defa öğretmeninden sopa yiyen asilzade prenses, diğer tarafta dayak arsızları misali kafası tokuşturulurken dahi gözlerinin içi gülen, o anın saniye saniye tadını çıkartmaya çalışan, kir pas içindeki ben.(bir daha tokuştur öğretmenim!!!)
Herneyse... Meral'i, "my girl"'ü anlatacaktım size; konu dağıldı..
Çocukluğunu olması gerektiği gibi, çocuk gibi yaşayabilmiş bir jenerasyondu bizimkisi. Körebe, ortada sıçan, top-top-top/fusbal, gıcır taş, yakartop falan... bunlarla büyüdük.. okuldan döner dönmez, ışık hızında yemeğimizi yiyip sokağa fırlar; baba eve gelince kös kös geri dönerdik..
İşte o zamanlarda tanıdım meral'i.. Yeşil üzerine siyah puantiyeli saçma bir elbisesi vardı; sürekli onu giyerdi.
İlk karşılaştığımızda beni çimdikleyen kızlar adına özür dilemiş, elimi tutmuş ve deyim yerindeyse bende "noolooruz lan?" etkisi yaratmıştı..
Pek özel gözleri vardı meral'in...
Bir akşam üstü, tek başıma, kıymetli meşin topumla bahçede debelenirken, ortak arkadaşlarımızdan biri geldi yanıma; ve "al bak bunu meral yolladı sana" diyerek çizgili dosya kağıdına kırmızı tükenmez kalemle yazılmış bir mektup uzattı bana.
Yazdım bunu defalarca.. salağım ben.. yani, öyle böyle değil bu salaklık..
Almadım getirdiği mektubu. Kızların benimle dalga geçtiğini sandım. "Hadi ordan! kandırmayın beni" dedim ulağa. O da çıktı bir duvarın tepesine, ağzında tipitip sakız, sağ bacağını sallaya sallaya tüm mektubu okudu bağıra çağıra....
Göz rengim: kırmızı, boyum:1,25cm, hobilerim: ava gitmek,uzay yürüyüşleri falan. niyetinden çok, kendini anlatmıştı mektubunda.. Almadım güya, tersledim.. ama yazılanları sonuna kadar dinleyip, harf harf ezberlemiştim(çabuk unuttum; ayrı).
Heyecandan uyuyamadım o hafta... İlk aşk mektubumdu o benim; hakkımı yemeyin:) 8-10 yaşındayım yahu..
Aradan haftalar geçti.. defalarca haberi geldi "meral seni seviyormuş, sana çok aşıkmış" vs diye. erkek adam aşık mı olurmuş? hem biraz da karşı tarafın strateji hatası gereği, kızların benimle dalga geçtiği yönünde hep bir şüphe de vardı içimde..
Ne bileyim, utanmıştım işte. dejenerasyonun d'si yoktu bünyede..
Ana okuluna gitmedim ben(şimdi tuhaf geliyor kulağa.. ama 25 sene önceden, 80li yılların ilk yarısından bahsediyoruz).. dişi kuzenim, yahut akranım başka bir kız da yoktu yakın familyamda.. dolayısıyla, bir kızın eliyle ilk temasımda yine bu yaşlardadır muhtemelen... saftım.. utangaçtım.. bildiğin memleketim çocuğuydum yahu; ne bekliyordunuz ki?
Ama... Geçen zamandan ders çıkartmış olacağım ki, son gelen mektubu, ulağı tersleyerek de olsa "aldım"... "hadi oradan! nefret ediyorum siz yalancılardan! yırtıp çöpe atacağım şimdi!" diyerek gözleri önünde yırttım mektubu..
Oysa kız arkasını döner dönmez toplamıştım yerden kağıt parçalarını.. Apartmanın arkasına gidip, kendi aşk mektubumu ilk defa "kendim" okumuştum.
"eğer bu yazdıklarıma katılıyorsan, sen de aynı şeyleri hissediyorsan cumartesi günü xx apartmanının önünde buluşalım" diyerek bitirmişti mektubunu.
Eeeee???????? saati yazmamışsınki be salak!
Randevu günü, bakkala/kasaba/dondurmacıya gitme bahanesiyle çeşitli saatlerde 40 defa geçtim o apartmanın önünden(bilemiyorum; ama yalnız görsem, sanırım konuşabilirdim)
Yok..... yok......
O son mektuptu....
İlerleyen zamanda dersler ağırlaştı... okullar değişti... comodore 64 icad oldu/mertik bozuldu... bahçeler çocuk sesine hasret kalmaya başladı... büyüdük... bir kaç kez okul çıkışıma ve servise bindiğim yere geldiğini, uzaktan uzaktan bana baktığını görmüştüm.. 3sn'lik göz göze gelme, akabinde oluşan mini kalp spazmı........
Sonrası yok.... hepsi bu....
Hala geçerim arada onların sokağından; sırf acaba görür müyüm diye.
Birşey yapacağımdan, istediğimden değil.. sıcak birşeyler var o sokakta.. o asıl beni çeken.. en saf, en temiz dönemlerimizdeki o gümbürgümbür kalp sesi... çok acayip birşey..
Gördüm bir kaç sene önce meral'i.. en az 20 sene sonra.... gecenin bir vakti arabadan inmiş, sokakta boş boş geziniyordum(huzur veriyor göztepe'deki o sokak bana).. bir yerden dönüyorlardı.. Yanındaki kardeşi tanıdı beni; o kafasını dahi kaldırmadı yanımdan geçerken.
Lise dönemlerinde babasını kaybetmiş diye duymuştum.. çökmüş biraz... hayat enerjisini kaybetmiş gibi bir hali vardı... oldukça kilo almış... saçlarını boyatmış.. Evlenmemiş belli ki; yahut evlenip boşanmış belkide.. kim bilir?
Duyamadım bir daha o kalp sesini.. Özeldi o yıllar, çok özel..
fotoğraf: http://misguided-angel.deviantart.com/















