Hiç yazasım yoktu aslında... "Siyah donum hariç full cıbıldak vücudumla arka bahçeyi sularken, çat kapı gelen daş ablalarla(misafir/komşu vs) burun buruna gelmemi; kızaran, kaçışan Öküz fotoğrafını anlatırım" diyordum doğru moda yaklaştığımda... Oyalanıyorum kaç gündür.... Lakiiiin.. Öyle bir şey yaşadım ki dün, yazmamak olmaz.. Çatlarım!
Fare hayvanını böyle bilmezdim ben..
Sararmaya yüz tutmuş çimenlerin üzerinde bir o yana bir bu yana debelenirken, evin içinden gelen feryat figan çığlık ile irkildim bu sabah..
Nasıl bir bağrışma ama; aklınız durur!!.. Sanırsın büyük kavga dövüş var; adam kesiyorlar içeride..
Tehlike anında sıklıkla soğuk kanlı kalabilir bünyem; hızlı düşünüp, çabuk karar verebilirim.. Yılan olabileceğini farzedip; yakınlardaki uzun saplı keserimsi şeyi kaparak fırladım içeriye(işittiğim çığlıkla oranlarsak: kral kobra, anakonda falan olmalıydı)..
Adrenalin tavan yapmış.. Endişe dolu pörtlemiş gözlerle karşıladı mutfaktaki davuklar(hanımlar)..
Faree! Faaree!
İlk defa orada yüzleştim onunla; yemek masasının altında, çıkış yolu arıyordu kendine.. Ne yalan söyleyeyim beklemiyordum; lakin kuyruk hariç 7-8cm boyundaki bu sevimli tarla faresi, sandığımın aksine, ciddi bir Elmyra hissiyatı yarattı bünyemde.. 'İlk görüşte aşk' mı diyeyim; 'görmemişin faresi olmuş, seve sıka öldürmüş' mü diyeyim.. Sabit dursa oturup saatlerce seyredeceğim, mıncıklaya mıncıklaya altını üstüne getireceğim hayvanın; o derece!

Hanımlarda ise tam tersi, Godzilla imajı bırakmış olacak ki; çığlık, kıyamet evin içerisi... Oradan oraya kaçışan fare.. Fareden korkup oldukları yerde zıplayan kadınlar... Diken diken olmuş tüyler.. Soğuk soğuk terleyen suratlar.. Off ki ne off yani // Şimdi akıl edebiliyorum; foto makimemi kapabilsem, ne keyifli kompozisyon çıkarmış.. Düşünsenize: yerde mini boy sevimli fareye odak.. arka planda alan derinliği hafif azalmış zıplaşan[zıplaşmak??] kadınlar..//
Yılandan, akrepten, eşşek ebatlarındaki lağım farelerinden falan ben de korkarım ne yalan söyleyeyim.. Lakin ne "korkunun ecele faydası yok. soğuk kanlı ol; kurtul şu tehlikeden!" komutunu unutacak kadar kontrolü kaybederim; ne de........ Ne de si ne? Parmak kadar lan bu! Yakından bakıp da, yüzünde fotoğraflık tebessüm oluşmayacak insan evladı olabilir mi?
Uzun lafa hacet yok... Pipi sahibi er kişi olarak, aksiyon vakti şimdi... Atıl Öküz!!
Beklenen şey, malum... "Öldür onu!! Yiğidim, aslanım! Vur kafasına kafasına!"........ Anne bağırıyor aradan; "dikkat et olum, ısırır mısırır!"..
Olmaz!! Yapamam!! .. El kadar, oyuncak misali birşey lan bu... Yazık/günah... Hiç mi vicdanınız yok? Seke seke kaçıyor bir de; öyle komik ki! (sincap zannettim ilk gördüğümde)..
Çok enteresan, ultra efor/zeka/sabır gerektiren bir şeymiş bu fare yakalama mevzu; onu öğrendim bugün.
En yakındaki odaya yönlendirdim miniği.. Peşinden içeri girip, kapıyı üzerime kapattım... Bir elde keserimsi koca alet, diğerinde uzun saplı süpürge/fırça...
Yalnızca fare ve ben..
Taşıması görece kolay tüm eşyaları odadan dışarı çıkarttım önce.. Saklanacak yer alternatiflerini azaltmak; hedefi kontrolsüzce gözden kaybetmemek lazım..
Yalnızca cıbıldak bir yatak ve kanepe kaldı içeride... Eşyaların üzerinde bir şey yok.. Yerde de yok... Kanepeyi kaldırdım/duvardan duvara vurdum... Yok.. Yatağın bazasını, aralarını kurcaladım... Yok allah, yok.. Sağda solda kaçacağı delik de yok.. Yarım saatlik aramanın ardından "E nerede bu hayvan" diye söylenmeye başlamıştım ki; dışarıdan uyarı geldi: "oradadır o, orada!! çıkmadı dışarıya! halletmeden açma kapıyı sakın!"...
Yapacak birşey yok; beklemeye başladım.. Planım şu: süpürgenin yumuşak kısmıyla bir köşede sıkıştıracak; yanımdaki örtümsü şeyi ağ niyetine üzerine atıp, sağ salim yakalayacaktım hayvanı... Bıyıklarıyla, kulaklarıyla falan 3-5 oynayıp, yallah kapı dışarı sonra.. Hepsi o... Güya....
Olmuyormuş o iş öyle..Şöyle canlandırın kafanızda: Odada hiç eşya olmasın.. Delik/çatlak falan da olmasın hatta kapıda / duvarlarda / doğramalarda... Yok deyip çıkarsınız öyle değil m? Değil işte; var! Nerede olduğu hususunda hiç bir fikrim yok; ama o, içeride.. Ümidi kestiğiniz, aramaktan vazgeçtiğiniz an çıkıveriyor ortaya.. Bir kapıya koşturuyor, bir duvara... Aha elim kolum derken, hoop yine kayboluyor!
Tuzaklar kurdum..
Şöyle ki: Soba borusu gibi bir şey hayal edin.. Açık uçlardan birini uygun ebatlı bir kapakla kapatın.. Ortasına peynir koyun... Bekleyin.. Yahut dur vazgeçtim.. Hayvan sandığınızdan daha sabırlı... Dürtün duvarları, yatağı falan.. Dağıtın ortalığı, korkutun... Çıkacaktır bir süre sonra... Vıjjjjt; ilk işi peynire/tuzağa koşmak..
İçeri girer girmez kapatıyorsun açık kapağı.. Yihaaa!!! Bingo!! Yakaladım seni!! Başlıyorsun borunun etrafında zafer dansı yapmaya/tepinmeye... Evdekiler tebrik ediyor falan... Tam "borunun içinden çıkartayım da, salıvereyim artık" diyorsun.. Hayvan yok!
Oha! Nesin olum sen? İn misin, cin misin aq?
Borunun içine girdiğini gördüm; eminim! Diğer ucu kapalı; hiç bozulmamış / delinmemiş hatta; çıkmamış oradan, belli.. Frodo musun be pezeveng! Tehlike anında yüzüğü tak, görünmez ol! (tuzağın içinde olmadığını görür görmez çocukluğumda seyrettiğim bir çizgi film canlandı gözümde.. tom'dan kaçan jerry, görünmezlik kremi(vanishing cream) sürüyordu vücuduna.. [iç ses: yahut tom mu sürüyordu yakalamak için; unutmuşum bak.. emin olamadım])
Çok fena bu fare milleti, çooook...
Neticeyi merak edenlere not:
Fırçayı üzerine bastırma ayarını tutturamayan salak Öküz, caanım hayvanı oracıkta öldürüverdi.. Ne çok sevmiştim oysa... Minik kulakları, tüylü tüylü up uzun kuyruğu vardı.. Oynayacaktım onunla... Ne fotoğraflar çekecektik birlikte(yukarıdaki mort pozlar kısmetmiş)..
Bütün gün vicdan azabıyla, evdekilere "hep sizin yüzünüzden!" sitemi fışkırta fışkırta gezdim... (iç ses: Allah'tan gece rüyama girmedi velet; "neden öldürdün beniiiii!!! nedeeeeeen!!" diye... ) Hala aklımda... Gidip yine mi baksam attığım yere? 3 gulfualla, 1 elham falan?... hı?? Affeder mi acep beni?? :(















