Mecburi hizmetli abi öküz'ün yanına yapılan 12 saat ve 1.000km'lik yolculuğun 2. durağıydı Tirabzon (ilk ve asıl durak, çotanak diyarı giresun)..
Çıkartılan dersler:
a) Tirabzon'lu sürücü yahut 61 plaka gördün mü şerit değiştir, yavaşla, kaç.. Her biri kendi şahsına münhasır psikopatlıkta maşallah..
b) Güzel, dürüst, sağlam, çalışkan insanlar; lakin il genelinde anksiyete bozukluğu had safhada..
c) Vakıfkebir değil, vakfıkebir.. Ekmeği gerçekten harika...
d) Akçaabat köfte, Akçaabat'ta yenir..
e) Sümela Manastırı'na gitmeyi planladıysan, yanına/çantana gocuk, termos'ta çay, atkı-bere, el feneri, tabanı kaymayan ayakkabı-bot almayı unutma.. Düşündüğünden daha uzun bir tırmanma mesafesi ve oh oh evlere şenlik bir soğuk söz konusu.. 3buçukta milli parkın kapandığını ve kış vakti saat 4 dedin mi havanın karardığını hesaba katarsan, turistik amaçlı geziler için günün erken saatlerini(ve hatta ilkbaharı) tercih etmekte fayda var..
f) İstanbul'dan arabayla seyahat için pek akıllıca bir rota değil.. 1000küsur km... Samsun'dan sonra bel-boyun vs ne varsa, ayrı ayrı arıza çıkartmaya başlıyor..
g) Çay bardakları dahi ayrı tuhaf.. İnce belli değil, koca g.tlü bardaklar söz konusu; memleketim hanımları gibi :S // marjinal ölçüler söz konusu olmadığı taktirde, 'kıvamlı göt'(whad??) missssdir..
Doğru dürüst fotoğraf çekemedim henüz; çektikçe, paylaşırım bu postun içerisinde..

















