29 Mayıs 2010 Cumartesi

Tacizci Öküz


Kuku seviyesinin 10cm altındaki eteğiyle salına salına yürüyor hanım kızımız.. Rastlaşıyorsunuz Göztepe'nin en olmadık, en tenha sokaklarından birinde..

Adım attıkça etek ayrı yöne, baldır bacak ayrı yöne gidiyor...

Öküz'ün gözleri, tazyikli bir "oha!" iç sesiyle hedefe kilitleniyor. 1sn... hatta yarım.. Utanıp kaçırıyor hemen bakışlarını.. Bacaklar orada; 5mt lan.... Yaklaşıyor işte.. cıbıl cıbıl hemde! Baksana işte salak!

Yoooook, bakamazsın.. efendi adamsın sen.. modernsin.. Ne o öyle aç ayılar, tacizci hanzolar gibi?

3mt..... 2mt..... "çaktırmadan tekrar bakabilir miyim acep? yarım saniye lan, hemen kaçırırsın gözlerini; farketmez bile! baksam mı, bakmasam mı?" diye düşünedur sen.... Aha ahaahaaa yanından geçip gitti bile hatun!

Üstelik yüzüne bile bakmadı!
Karşıdan sinek geçse gayri ihtiyari bakma potansiyelindeyken ben; ne diye bakmaz kadın milleti yanından geçen cillop delikanlıya; anlamıyorum? hani tipin dangıl dungul olur anlarım; ürker kadın "gel peşimden der gibi anlar bu ayı" diye... de... e ulan göztepe'deyiz.. baksana tipe... gözlüklü mözlüklü efendi uslu birşey... en fazla "ehehe! baktı bana! kesin beğendi/aşık oldu:P" falan yapar bu bünye; hepsi o... gerçi.... takip de etmedin ki tepkilerini... kaçırdın gözlerini.... baktı mı yoksa? pufffff... ne diye eğersin ki kafanı pis öküz!

Şu saatten sonra arkaya dönüp bakmak zinhar olmaz! Yetin bakalım rüzgarın savurduğu o kesik parfüm kokusuyla..

15sn... Beyin tilt oluyor.. "o neydi be!" ile, cümle kuramama arasında bir kilitlenme.. kan beyine gitmeye başladıkça kafa da çalışmaya başlıyor... "aptal herif, baksaydın ya; nolcek... yemeyecektin ya! göz hakkı diye bir şey var!"...

Yarım saat sonra bayaa bayaa durum değerlendirmesi yapabilir hale geliyor Öküz.. Eleştirel zihin hemen didiklemeye başlıyor mevzuyu.. kafayı kurcalayan durum şu: Günümün önemli bir kısmında beynimi meşgul eden meme-d.t-dudak-bacak dörtlüsünden birini, 3mt ötemde olanca çıplaklığıyla gören ben... bakınca tacizci oluyorum da... mayıs ayında, göztepe'yi bodrum plajına çevirmiş baldır bacak ablanın hiç mi yanlışı yok yahu?

Sen yap benzerini... Çıkart bir taraflarını sokakta, seyreyle ne yapıyorlar sonra seni..
Bir başka kadın, off ki ne off bir dekolteyle memesinin 4'te üçünü sergileye sergileyere yanımdan geçiyor.. bakamıyorum.. bakınca ben tacizci oluyorum; kadın modern hanımefendi... ohh ne ala...

Ulan İsviçre'sinden Kanada'sına hangi erkeğin aklı, günün önemli bir kısmında o muhteşen 4lüyle dolu değildir?.. bütün gün dondurma düşleyen bir çocuktan, dondurmacıyı görmezden gelmesini beklemek gibi birşey bu!

Tamam bakmayalım(bakamıyorum zaten:P)... da.... e siz de biraz ayıp etmiyor musunuz yahu? el insaf... "olan var, olmayan var" kısmına hiç girmiyorum bile.. de... çin işkencesi yahu bu!

Sofra kuruluyor... çamaşır giymemiş bir hanım ablamız, salatayı masaya koyarken öyle bir eğiliyor ki(oh oohh) tüm mal mülk ortada... nipplelarına kadar herşey yerli yerinde maşallah... e öküzün olayı algılaması 0.3milisaniye.. bakması 0.5... gözlerini kaçırması.. 0.2.... dikkatinizi çekiyorum; memeler orada hala!.... geçmek bilmeyen o koskoca 5sn boyunca orada... külliyen zarar, ziyan!

Yazık günah... ziyan olan o göz banyosuna mı yanayım.. efendilikle salaklık arasındaki ince çizgiye mi kafa yorayım... masadaki diğer ablaların "bakacak mı?" takiplerini mi değerlendireyim.. E, insanınz biz de yahu... nedir bu bitmek bilmeyen sınav...nedir bu çin işkancesi.. nedir bu dalga geçer misali kedi fare oyunu!

25 Mayıs 2010 Salı

Yasmin Levy

Çok entel dantel blogum ya üzerinize afiyet... Bir konser haberi daha vereyim izninizle..

Bu akşam Aya İrini'de Yasmin Levy sahne alacakmış.. Ortam güzel, ses güzel(çok fenadır)... vakti olan kaçırmasın derim.. öküz tavsiyesi; pişman olmazsınız ;)

23 Mayıs 2010 Pazar

Alıngan Öküz

Enteresan iş blog yazmak.. Aynı anda hem "kimse okumasa da yazabilme gücüne/bakışına sahip olmayı", hem "içten içe okunmayı/paylaşılmayı beklemeyi", hem de "yanlış anlaşılır mıyım / sevilir miyim / eleştirilir miyim diye endişe etmemeyi; yazdıklarını benzer endişelere göre şekillendirmemeyi" gerektiriyor.. -Ki blogun bir karakteri olsun, özgün olsun..

Okur tarafı daha da enteresan.. Alelacele kılıflar biçiliyor; bu iyi, bu kötü, bu abazan, bu ırıspı falan diye.. Ben de yapıyorum bunu; ama sıklıkla, bir kanaate varmadan önce "neler yazmış daha önce" diye etraflıca inceliyorum blogu(hatta o durumda dahi ahkam kesemiyorum)..

Son yazımdaki "et" kelimesi için kaç tane eleştiri(en kibar ifadeyle) maili aldığımı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim..

Üzüldüm mü? hayır.. rahatsız oldum mu? evet... ikisi birbirinden çok mu farklı şeyler? dur len; ukelalık yapıp konuyu dağıtma!

Alışmışız çabuk tüketmeye, çabuk kılıf biçmeye, bu iyi-bu kötü diye..
Günün konusu çok başkaydı aslında. Mevcut psikoloci gereği karamsar ve semi-duygusal bir içerikti planladığım...

Lakin.. Hafif uyuz oldum o "kılıf biçici, ahlak timsallerine" .. Bu yüzden.. ahanda en abazanından bir fuck buddy yazısı size(arşivden ellerimle seçtim sizler için)... sırf, öküz'e yakıştırdığınız kılıfa malzeme olsun da, işiniz kolaylaşsın diye.. sırf, fazlalıklar sirkelensin diye.. sırf kuyruk acılarınıza serinletici merhem olsun diye..

İç ses: Nasıl bir kısır döngüdür bu? "Kendimi/iyi niyetimi ispat" tan ne denli nefret eder, ne denli sakınırsam; burnumun yarım karış dibinde bitiveriyor hep..

"Neden bu alınganlık, bu yanlış anlaşılma endişesi?" diye sormayın lütfen.. Karakteri psyco travmalar şekillendirir; var benim de acizane bir kaç hatıram..

Ondan sonra soruyorlar; "neden gerginsin sen, neden huzursuzsun, keyif almıyorsun" falan diye.. bir şeyleri ispat etme gereği duymaktan nefret ediyorum; hepsi bu.. Ve kendi blogumda, şunu şunu yazarsam xxxxxx'ler hakkımda ne düşünür diye endişe etmek istemiyorum izninizle. (yorum yazanlar alınmasın lütfen üzerine. can sıkan tepkiler mail yoluyla ulaştı/görmezden gelinip, zevkle silindi)

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Avcılık Sektörü ve Öküz

Heyy gidi günler.. Kim derdi de Öküz bir gün "bıktım! mola lütfen.. dinginliğe ihtiyacım var!" diyecek..

İlkbaharı pek severdim aslında. Av sezonunu müjdeler öküzlere, çakallara, timsahlara. Hatta öylesine keyifli ve enteresan bir mevsimdir ki, diğer zamanlarda olduğu gibi çok özel çabalar sarfetmen de gerekmez iki lokma et için..

Hormonlar saolsun..
Mart ortası gibi, "çiftleşmeliyim! çiftleşmeliyim!" diye fıldır fıldır dönmeye başlar hanımların gözleri.. Bakmasını bilene elbette ;)

Benim gibi şeytan tüylü/ballı pe.evenklerdensen(afedersiniz.. gaza geldim), yapman gereken basit.. Çık sahile.. Aç ağzını.. Bekle sadece.. Dur otur yerine; sabret biraz!.. Bekle.......... Var bir bildiğim..

3-5 "et"in kendiliğinden yaklaştığını göreceksin. Olanca çekingenlikleriyle dolanacaklar önce çevrende .. Sonra bir bakmışsın, sağ budunu sokmuş bile ağzından içeri.. Ağzını kapatman/ısırman gereken zamanı ıskalamazsan şayet, av senin.. güle güle kullan..


Yalnız.. yutma zamanını da doğru ayarlaman lazım.. 3-4 aya kalmaz, ağızda ekşimsi bir tat oluşmaya başlar.. arızalar çıkacaktır yaz ortasına doğru.. o tadı almadan çiğnediklerini yutman ve "neeexxt" diyebilmen lazım... Aksi taktirde ağzında hep o ekşi tat kalacak; unutma bunu..

Severdim ilkbaharı.. Benim gibi avlanmayı kendine yakıştıramayan, nasıl avlanılacağını bilmeyen, ama bir yandan da, farklı et türlerini merak eden şeytan tüylü salaklar için tadından yenmez bir mevsimdir..

Lakin..

Yaşlanıyoruz be dostlar... Sonbahar daha cazip geliyor artık.. İnandıramıyorum kimseyi amacımın "2 çift laf etmek, dvd seyretmek" olduğuna.. +1 olmuş, olmamış; kimin umurunda?

Farklı bir tat istiyor bünye.. Türk kahvesi gibi.. yahut hoş sohbet tatlı gibi..

Ama zihnimi kurcalayan birkaç kritik soru var.. "Kahvenin ardından yeniden et derdine düşer miyim?"; o hususta emin değilim bak işte.. yahut kahveye kadar olan zaman zarfında servis edilen hoş sohbet/dvd tatlılarıyla ömür geçer mi; bilemiyorum..

Starbucks tecrübelerim oldu acizane.. bilen bilir; yazmıştım(iç ses: yok lan, yazmadın).. O, görece uzun süren kahveli sohbetli günlerde, pirzolalar/köfteler hiç gelmemişti aklıma ne yalan söyleyeyim. Ama... Büyük lokma ye, büyük laf etme demişler.. Var bünyede bir açlık..

Her neyse.. Demem o ki,
Et iyidir, candır falan ama; tek başına ve uzun süre tüketildiğinde hazımsızlık yapar.. Arada hoş sohbet/dvd tatlılarıyla durumu hafifletip... En en sonunda, bol köpüklü/az şekerli bir türk kahvesiyle mideyi dinlendirmek lazım.. Demedi demeyin ;)

Hatta yeterince çok et çeşidi denediğinize inanıyorsanız(e bunun pirzolası var, bifteği var, bonfilesi var.. mangalı, kömür ateşi falan var.. haksız mıyım?); pis boğazlıktan vazgeçmek lazım..

Gülümsüyorsunuz şimdi ama.. Var Öküz'ün bir bildiği; ciddiye alın yazdıklarını.. Hoş sohbet tatlılar "nefes aldırır".. Türk Kahvesi candır; ömüre ömür katar.... Hem.. bakarsınız yanından çifte kavrulmuş lokum da çıkar, ha? ne dersiniz?(bebeler:P)